Kültür, Spor ve Turizm
KÜLTÜR, MİLLİ DEĞERLER VE TURİZM
Türkmenistan’da tarihi ve kültürel mirasların korunması ve restorasyonu için büyük önem verilmektedir. Aynı zamanda Türkmenistan’ın mevcut tarihi ve kültürel anıtlarına yönelik devlet koruma çalışmaları, onların öğrenilmesi ve restorasyonu ile ilgili çalışmalar yürütülmektedir.
Türkmenistan’da şu anda başkentte ve diğer vilayetlerde olmak üzere yaklaşık 30 müze bulunmaktadır. Sadece son yıllarda bile Aşkabat’ta Türkmenistan Devlet Müzesi, Türkmenistan Sanat Müzesi ve Cumhurbaşkanı Ulusal Müze ve Kültür Merkezi ziyaretçilere görkemli kapılarını açmıştır. Bunlara ek olarak, ülkede: Ahal vilayetindeki Türkmenistan “Ak Buğday” Ulusal Müzesi, Türkmenistan Merkez Bankası başkanlığındaki Türkmenistan Ulusal Değerler Müzesi ve Gurbansoltan ece adındaki Türkmen Halı Müzesi gibi önemli müzeler faaliyetlerini yürütmektedir.
Yakın bir zamanda ise Türkmenistan Hükümetinin özel çıkardığı kararı uyarınca Köpetdağın eteğindeki güzel bir yerde büyük tarihi müze tesisi, Marı, Türkmenabat ve Balkanabat şehirlerinde ise büyük modern binaları ve tarihi müzeleri inşa edilecektir.
Ülke içerisinde tiyatro sanatı da önemli bir gelişme kaydetmiştir. Devlet tarafından desteklenmekte olan tiyatro sanatı yeni metotla ilerlemektedir. Tiyatrocuların verimli çalışabilmeleri için onlara yeni modern bina olanakları sağlanmıştır. Yeni modern tiyatrolar ve görkemli binalar sayesinde başkentin ve vilayet merkezlerinin mimari yapısı mükemmel tamamlanmaktadır.
Aktif şekilde yerel medya kapasitesi güçlendirilmekte, elektronik medya tarafından, televizyon ve radyo gibi iletişim üsleri geliştirilmekte ve teknik bakım yönünden iyileştirilmektedir. En modern donanımlar satın alınırken, altyapı iyileştirmeleri için önemli para ayrılmaktadır.
Yoğun bir şekilde matbu yayınları gelişmekte, sanat, çocuk ve eğitim edebiyatları gibi süreli yayınların hacimleri artmaktadır.
Türkmen Halkının Şanlı Tarihi
Arkeolojik kazılar sayesinde Türkmenistan, antik dünya uygarlıklarının beşinden biri olan ve şimdiye kadar bilinmeyen Margiana’nın ve dünyanın zengin mirası sayesinde ün kazanmıştır. Bu uygarlık merkezi antik dünya uygarlıklarını tekrardan gözden geçirmeyi zorunlu kılmıştır. Antik Merv, Köhneürgenç ve Nisa gibi tarihi ve kültürel anıtlar UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesinde kendi yerini almıştır.
Türkmenistan’ın tarihi ve kültürel anıtları dünya medeniyetinin ayrılmaz bir parçasını oluşturmaktadır. Tarihi ve kültürel milli mirasın korunmasına ve restorasyonuna büyük önem verilmektedir. Son birkaç yıl içerisinde Serahstaki Abul Fazıl mozolesi, Yolöten ilçesindeki Talhatanbaba camisi, Dehistan’ın minareleri, Atamurat ilçesindeki Alamberdar mozolesi ve diğer pek çok eser yıkılmadan kurtarılmış ve restore edilmiştir. Kapladığı alana göre ünlü olan şehirciklerden bazıları devletin koruma altına aldığı tarihsel ve kültürel alanlar olarak ilan edilmiştir. Bunlar:
-Nisa (Ahal vilayeti) – Köpetdağın eteklerine bulunan eski bir şehirdir. Antik dünyanın en önemli bilgi merkezlerinden ve M. Ö. III. yüzyılda Parfiya imparatorluğunun ilk başkentlerinden biri olmuştur. Nisa’da saraylar ve ibadethane binaları, hazineler, aşırı stoklarla büyük şarap depoları ve ambarlar bulunmuştur. Temeli 8-9 metre kalınlıkta olan kale surları 43 dikdörtgen kulelerle güçlendirilmiştir.
-Antik Merv (Mari vilayeti) – Orta Asya’nın en antik kentlerinden biridir. Bayramalı şehri yakınlarında bulunan bu kent, en eski uygarlıklardan biri olan Margiana’nın bir parçasıdır. Daha önceleri en eski uygarlıklar sırasında Mezopotamya, Mısır, Hindistan ve Çin olmak üzere dört merkez biliniyor ise bundan böyle Margiana beşinci merkez olarak ilan edilmiştir. Orta Asya’daki en büyük alana sahip arkeolojik objelerden biri olan tarihi kentte, antik zamandan ortaçağa kadar olan tarihi topografyayı veren Erk kale, Gaur kale, Soltan kale, Abdullahan kale ve Bayramali kalesi gibi şehircikler bulunmaktadır. En ilginç mimari eserler arasında Büyük ve Küçük Kız Kale, Muhammet ibn Zeyda ve Ashabın mozoleleri, Hoca Yusuf Hamedani’nin camisi ve araştırmacılar tarafından oybirliğiyle doğunun ortaçağ mimarisinin şaheseri olarak ilan edilen Sultan Sencer tapınağı gösterilebilir.
Farklı zamanlarda Merv’de Al Horezmi, Omar Hayyam, al-Mervazi, as-Samani, Enveri gibi pek çok Ortaçağın büyük düşünürleri yaşamışlardır.
Arkeolojik araştırmaların saptamasına göre Merv şehri, M.Ö. VII. yüzyılda şimdiki Erk kalenin olduğu yerde ortaya çıkmıştır.
-Köhneürgenç (Daşoğuz vilayeti) – I. Yüzyılda ortaya çıkmış, eski kuzey Horezmin başkentidir. VIII. yüzyılda Arapların hâkimiyeti altına girmiş ve 995 yılında Gürgenç olarak ismini değiştirmiştir. Böylece Horezmşahların meskeni ve Ortaçağda önemli bir kültür ve ticaret merkezi olmuştur. Ansiklopedici Ebu Reyhan Muhammet İbn Ahmet al-Biruni (973-1050 yy.) ve Batı'da Avicenna olarak bilinen bir dahi bilim adamı, doktor ve filozof Ebu Ali İbn-i Sina (980-1037 yy.) kentin büyük gurur kaynakları olmuştur. Şehir, var olduğu sürece pek çok kez, 1221 yılında Çingiz Han önderliğindeki Tatar-Moğol ordusu ve 1338 yılında Timurlenk liderliğindeki ordular tarafından yok edilmeyle karşı karşıya kalmıştır. Bu nedenle, Köhneürgenç’teki pek çok anıt, bugünlere aşırı zarar görmüş vaziyette ulaşmıştır. Ancak yine de türbe Törebeg Hanım (XIV yy.), Sultan Tekeş (XII yy.), İl Arslan (XII yy.), Gutluğ Teýmir minaresi (XI-XIV yy.) gibi anıtlar takdire değerdir.
Günümüzde Köhneürgenç sadece tarihi anıtların tesisi olarak bilinmemelidir. Kentte yaklaşık 60 metre yüksekliği ile dünyanın en yüksek tarihi binalarından biri olan ve Müslümanlar için kutsal bir yer olarak görülen antik minare (XI yy.) bulunmaktadır. Köhneürgenç’in mimari görünümünde ve sanatsal değerleri olan mezarlarında farklı zamanlara ait büyük şahsiyetlerin eşsiz yansıması apaçık görülebilir. Bunlardan bir tanesi halk içinde “Üç yüz altmış” olarak adlandırılan ve dünyanın dört bir yanından Müslümanların ziyaret akınına uğradığı, Necmettin Kübra kutsal mekanıdır.
-Atamurat şehri (Lebap vilayetindeki eski Kerki şehri) – antik ismi Zemm olan bu kent Amuderya nehrinin kıyıları açığında yerleşmektedir. Zemm’in VII. yüzyıla ait olduğu tahmin edilmektedir. Kentte, 1917 yılına kadar Kerki beylerinin mekanı olan “Bek kalesi” ve Kuşan-Sasani zamanının “Rus kalesi” olmak üzere iki arkeolojik anıtın kalıntıları kalmıştır. XIX yüzyılın sonlarında, aralarında Sasani kralı Varahran V’e (420-438 yy.) ait gümüş sikkelerin de olduğu altın ve gümüş paraların bulunduğu bir hazine bulunmuştur. Antik Zemm’in görülmeye değer yerlerinden biri eşsiz bir entegre yapısı, birkaç yüzyıl üzerinden geçmesine rağmen birkaç kez restore edilmiş Astana-Baba türbesi ve kuzey Horasan’ın kalan binalarının içinde en büyüğü olan Alamberdar’dır.
-Antik Dehistan (Balkan vilayeti) - muhtemelen M.Ö. III. yüzyılda ortaya çıkmıştır. Ortaçağ Dehistan’ın en büyük anıtı olan Misrian şehirciği, Horezmşahlar zamanında altın çağını yakalamıştır. Dehistan’ın imar yapısı şehir kültürünün yüksek seviyede geliştiğinin kanıtı niteliktedir. Konutlarda kanalizasyon sistemi, hamam, köprü vesaire gibi izler bulunmuştur.
-Eski Sarahs (Ahal vilayeti) - Tecen nehrinin üst kısımlarına yerleşen antik bir şehirdir. Sarahs vahasına konuklama eneolitik (M.Ö. IV. bin yıl) çağda başlamıştır. Sarahs var olduğu sürece iyi ve kötü dönemleri geçirmiştir.
Kent Ahemeni imparatorluğu, Yunan Krallığı, Parfiya imparatorluğu, Sasaniler imparatorluğu, Tahiriler devleti, Gazneviler ve Selcuklular imparatorluğu zamanlarında daima o bölgenin en önemli ve anahtar merkezlerinden biri olmuştur. Sarahsa ün getiren noktalardan biri de XI-XII. yüzyıllarda tüm Orta Doğu için eşsiz olan mimarlık okulu olmuştur. Sarahsın inşaat ustaları öyle ün kazanmışlar ki İran’ın ve Orta Asya'nın birçok şehirlerinde özel binalar inşa etmeye davet edilmişlerdir.
Çözülememiş pek çok sırrı barındıran Türkmenistan coğrafisi, günümüzde pek çok arkeolog ve tarihçi üzerinde özel ilgi uyandırmaktadır. Ancak, Türkmen toprağının sayısız tarihi ve kültürel anıtları üzerinde araştırmaların yapılması yıllarca sürebilecek derecede zengindir.
Türkmenistan’ın Gökyüzü Atları
Türkmen atlarının Ahalteke cinsleri: “Karakum çölünün altında, Köpetdağ sıralarının yükselmeye başladığı yerin ayakaltı bölümünde Ahal vahası uzanmaktadır. Burası, kültürel at cinsleri arasında en eski ve en görkemli olan Ahaltekelerin memleketidir. Bu efsanevi kutsal atların geçmişi antik Orta Asya vahalarına, Nisa ile Merv’e kadar dayanmaktadır. Müthiş kaleleri ve zengin kentleri acımasızca moloza dönüştüren büyük krallar ve kahramanlar, ancak görkemli geçmişin canlı anıtları olan Ahalteke atlarına hakim olamamışlardır” şeklinde tarif edilmektedir.
Ahalteke atlarının dış görünümleri o kadar egzotiktir ki sanki atların dış görünümü ile ilgili kabul gören genel görüşe tamamen aykırı gözükmektedir. Ayrıca binyıllarca ince ve asil formlara sahip olan bu atlar, olağandışı ve olağanüstü güzellikleriyle karşısındakileri şaşırtmaktadırlar.
Uzun koşular için zayıf görünümlü ahalteke atları aslında olağanüstü derecede dayanıklıdırlar ve susuzluğu kolay atlatabilmektedirler. 1935 yılında gerçekleştirilen efsanevi koşu sırasında Türkmen atlıları Aşkabat - Moskova aralığındaki mesafeyi 84 günde, susuz Karakum çölünü ise üç günde geçmişlerdir.
Ahalteke – insan ihmaline ve zulmüne karşı çok fazla duyarlı, onurlu atlardır. Arkadaşı olabilen her kimseye, ahalteke atı kendisini bağışlar.
Ahalteke atlarının tarihi neredeyse mitler zamanına dayanmaktadır. Bir Arap şair: “Batı hala buz üstündeyken, Doğu da müzik yaratılıyordu” demiştir. Doğu da insanlar ilk özel at türlerini yaratmışlardır.
Ahalteke cinsine Ahal vahasının ve o bölgede yaşayan, bu atları yetiştiren Türkmen teke boyunun adları verilmiştir. Daha XX. yüzyılların başlarında Ahal vilayetinde bulunan teke atlarını Ahal-teke olarak adlandırmışlardır.
Türkmenler atını süslemek için hiçbir gümüş ve değerli taşı esirgemezler. Türkmen atının üniforması ve yakası savaş esnasında atın boynunu ve göğsünü korumaktadır.
Gümüş takılar bayram zamanı için amaçlanmıştır. Ancak bir tür tılsım olarak görülen devetüyünden rengârenk alacalar her zaman ahalteke atının boynunda asılıdırlar. Bu alacalara bazen Kuran’dan dualar bağlanır.
Türkmenlerin yüzyıllar boyu ulusun manevi hazinesini doldurduğu mükemmel ahalteke atlarına olan aşkı çok büyüktür. Bu yüzden 1999 yılında bu cinsin dünya şampiyonu ahalteke atı olan Yanardağ’ın (Ateş Dağı) görüntüsü Türkmenistan devlet armasının merkezinde yer almaktadır.
Bağımsızlık sonrası Türkmenistan’da yapılan ilk işlerden biri dünyanın en iyi atları olan Ahalteke atlarının tarihi zaferlerini canlandırmak olmuştur. Bu sebepten dolayı Aşkabat’ın güneyinde ve Köpetdağ’ın eteğinde bulunan vadide Türkmenistan Cumhurbaşkanlığı Ahalteke atları tesisi inşa edilmiştir. Bu tesis, Orta Asya bölgesinin en büyük atçılık merkezi olmuştur. Genel alanı yaklaşık 56 hektar tutan bu tesiste, çim ve kum ile kaplı üç koşu yolu (2000, 1800 ve 1600 metre aralıklı) ve 5 bin kişilik seyirci yeri, en iyi cinslerin sergileri için niyetlenmiş özel gezi alanları bulunmaktadır. Koşu yollarında koşu sonuçları hatasız belirleme özelliğine sahip fotofiniş izleme cihazları düşünülmüştür. Özel cokey kulüplerine ait binalarda donanımlı derslikler ve bir spor salonu bulunmaktadır.
Tesisin atları için de özel koşullar oluşturulmuştur. Ahalteke atları için otomatik su dökme işlevini yapan büyük bir havuz inşa edilmiştir. Aynı anda 300'den fazla atın barınabildiği içi geniş altı ahırda özel havalandırma ve zararlı haşerelerden korunma sistemleri bulunmaktadır.
Tesisin en büyük gurur kaynağı ise Orta Asya bölgesindeki modern cihazlar ile DNA analizinin yapılabildiği yegâne bağışıklık ve genetik laboratuarının olmasıdır. Özel veterinerlik laboratuarlarında atların tedavisi, ameliyat ve gözlem odalarından özel röntgen cihazlarına kadar tüm şartlar oluşturulmuştur.
Тürkmen Alabayı
Türkmen alabayı – yeryüzünün en eski köpek cinsidir. Atilla Han’ın önderliğindeki Hunlar zamanında bilen yapılan seferlerde alabaylar askerlerle beraberlerdir. Ahal vilayetinin Altındepe bölgesinde bulunan 2 bin yıl önceki bronz çağına ait alabay şekilli heykelcikler ve bu köpek cinsine ait kemikler, bunun en açık kanıtıdır. Bu iri, kuvvetli çeneli ve maksur suratlı köpekler, neredeyse hiçbir değişim geçirmeden günümüze gelmişlerdir. Çobanlar asırlar boyu yapay ve doğal yollarla en iri başlı ve hareketli enikleri seçmişler, geriye sadece birkaç yavruyu bırakmışlardır. Alabayın şekillenmesinde en büyük rol doğal yaşamdır. Çünkü onların tüm yaşam döngüleri tabiatta geçmektedir. Böylece, en iyi köpek cinsi kısa tüylü ve kaba, güçlü yapılarıyla Türkmenistan’da oluşmuştur. 90’lı yılların başında Türkmen alabayı milli değer olarak ilan edilmiştir.
Türkmen Halıları
Türkmen halı dokumacılığı – Türkmen milletinin güzel kadınlarının ruhi derinliklerinden ortaya çıkmış bir sanattır. İnsan ruhunun mucizevî gücünü emen bu sanat, ölümsüzleşmektedir.
Halı dokumacılık işi Türkmenistan halk sanatının en eski türlerinden biridir. Bu sanatın dikkatli bir şekilde günümüze kadar korunması sadece ekonomi açısından değil, milli kültürün kuşaktan kuşağa aktarılmasında da önem arz etmektedir.
Halı dokumacılık işi halk arasında çok yaygındır. Bu işle uğraşan Türkmen kadın ve kızları çok erken yaşlarda halı dokuma işini öğrenmektedirler. Kuşaktan kuşağa aktarılarak günümüze ulaşan Türkmen halıları her bir Türkmen ailesinin evini süslemektedir. Türkmen halılarının Ahalteke, Beşir, Ersarı, Kerki, Teke, Yomud gibi pek çok çeşidi bulunmaktadır.
Türkmen halılarının uzun bir geçmişi vardır. XIII. yüzyılda İtalyan seyyah Marco Polo kitabında, Türkmen bölgesinde dünyanın en ince ve en güzel kilimlerinin yapıldığını yazmıştır. Daha sonraları ise Rönesans zamanında İtalyan sanatçılarının resimlerinde tasvir edilmiştir.
Türkmen halıları “Avest”te, Büyük Homeros’un eserlerinde, Antik Yunan tarihçi Herodot ve Alkmen’in eserlerinde, Çinli tarihçiler Sim Tsyan ile Ban Gun’ın eserlerinde, “Ramayan” ve “Mahabharat” antik Hint destan anlatılarında, Firdevs’inin “Şahname” eserinde, Ortaçağ Arap edebiyatına ait olan “Bin bir gece” eserinde, Ortaçağ yazarları Maksidi Hududal-alyama’nın çalışmalarında anılmaktadır.
Türkmen halıcılarının eserleri de ülke dışında çok iyi bilinmektedir. Bu eserlere, sadece dünyadaki çeşitli müzelerde değil, ayrıca özel koleksiyonlarda da rastlamak olasıdır. Aşkabat’ta dünyanın yegâne Türkmen halısının Müzesi faaliyetini yürütmektedir.
Bu müzenin en değerli eserlerinden biri 1941-1942 yıllarında dokunmuş 193,5 metrekarelik dev halı “Türkmen Kalbi”dir.
1996 yılında Türkmen halıcıları tarafından 266 metrekarelik, 550 kilogramlık Türkmenistan Ulusal Müzesinde korunan ikinci dev halıyı dokumuşlardır. 1998 yılında ise Türkmen halıcıları 294 metrekarelik, 1 ton 105 kilogramlık bir üçüncü dev halıyı dokumuşlardır. Bu halı, artık Ruhıyet sarayını süslemektedir.
Ve son olarak, 301 metrekarelik, 1 ton 200 kilogramlık dördüncü dev halı 2001 yılında dokunmuştur. Bu başyapıt, Guinness Rekorlar Kitabına dünyanın en büyük el işleme halısı olarak girmiştir.
Zarif Türkmen halıları eşsiz süsleri ve yüksek kalitesi sayesinde dünya pazarında büyük talep görmektedir.
Türkmen halıları pek çok kez Paris, Montreal, Leipzig ve Brüksel'deki uluslararası fuarlarda prestijli ödüller almıştır.
Turizm
Türkmenistan’da turizm hizmetlerinin sağlanması ve sporun geliştirilmesi Türkmen Devlet Turizm ve Spor Komitesi tarafından düzenlenmektedir.
Turizmin organizasyonu için konforlu oteller ve uluslararası standartlara uygun hizmetler veren tesislerden oluşan büyük bir turizm ağı bulunmaktadır. Bu tesislerin büyük çoğunluğu Aşkabat şehri sınırları içindedir.
Buna ek olarak, başkentte turistlerin ilgisini çeken, uluslararası standartlara uygun hizmet veren tesisler inşa edilmiştir ve işletilmektedir. Bunlardan bazıları şunlardır:
-“Serdar’ın Sağlık Yolu” – 8 ve 24 kilometre uzunluğunda, spor yürüyüşünün yapılabildiği, doğa manzaralı dağ üzerinden geçen çok basamaklı yoldur.
-“Buz Köşkü” - sıcak iklimi dolayısıyla inşa fikrinin bile olağanüstü karşılandığı Türkmenistan’daki buz platformunda sadece Türkmenistan sakinleri değil beraberinde konuklar da hoş vakit geçirebilmektedir. Ek olarak, köşk sayesinde kış sporuna ait sporcuları hazırlama olasılığı oluşmuştur.
-“Halat Yolu” – teleferiğini tercih edenler, Köpetdağ’ın güzel manzarasını izleme fırsatını yakalamaktadır.
Özellikle turizm sektörüne ihtiyaç duyulan kadroların eğitilmesi ve yetiştirilmesine büyük önem verilmektedir.
En popüler turistik güzergâhlardan biri de milyonlarca yıl önce karbonatların etkisi sonucu oluşan Baharden’deki eşsiz doğal anıt - Kövata mağarasıdır. Bu mağara Aşgabat’ın 90 km batısında Köpetdağ’da yerleşmektedir. Ana giriş derinliği 65 metre, genişliği 50 metre, yüksekliği 15 - 26 metre arası değişen bu mağaranın toplam uzunluğu 230 metredir. Günümüzde mağarada, yer altı termal çeşmesine kadar ulaşan 276 basamak bulunmaktadır. Mağaranın büyük bölümünü yüksek şifa özellikleri ile bilinen göl oluşturmaktadır. Göl’ün uzunluğu 72 metre, genişliği 30 metre, ortalama derinliği ise 10 metredir. Göl’ün su sıcaklığı ise yıl boyunca +33C - +37,5C sabit kalmaktadır. Hidrojen sülfata doygun su da, çok sayıda yararlı kimyasal madde bulunmaktadır.
Türkmenistan’ın güneydoğu bölümü olan Pamir-Altay dağlar sistemine ait Hisar dağlarının Amıderya kenarındaki Köytendağlarında, birçok ilginç doğa anıtı bulunmaktadır. En eski dağlar olarak bilinen Köytendağ’da 28 metre yükseklikten akan Umbar Dere şelalesi, gri-hidrojen termal kaynak olan Gaynar Baba, Kırk Kız vadisi, Unabı ormanı gibi birkaç eşsiz doğal yerler bulunmaktadır. Ayrıca, Köytendağ’ın yeraltı gölünde dünyanın hiçbir yerinde eşi benzeri görülmemiş mağara balığı bulunmaktadır. Gözleri olmayan bu balıklar “kugitang kör çoprabalığı” olarak da adlandırılmaktadırlar.
Hocapilata köyü yakınlarında bulunan 150 milyon yıl önceki dönemin otçul ve yırtıcı antik dinozorlarına ait 2500’e yakın ayak izinin bulunduğu Dinozorlar yaylası (uzunluğu 500 metre, genişliği 200 metre), özel ilgi çekmektedir. Yetişkin dinozorlara ait olduğu düşünülen iri izlerin çapı 70-80 cm, adımının uzunluğu ise 1.5 metredir. Dolyısıyla bu dinozorların boyları 8-12 metre, gövde uzunluğu 5 metre, ağırlıkları ise 5-10 ton arası değişmiştir.
Ama belki de Köytendağ’ın en sıra dışı güzelliği Temirlan’ın mezarı için oniksin elde edildiği ünlü karst Karluk mağaralarıdır. Kap-Kotan mağarası alçı, kalsit, oniks ve aragonitlerden oluşan stalâktitler ve stalâgmitler ile süslenen galeriyi andırmaktadır. Galerideki odalar, Noel Baba, Kar kızı, Meduza gibi şiirsel ve masalsı isimleri barındırmaktadır. Ünlü Masal odasını barındıran Gülşirin mağarası ise dünyanın en güzel mağaralarından biridir. Çünkü bu Karluk mağaraları minerallerin çok özel biçimlerini barındıran dünyanın eşsiz doğal olgularıdır.